UYARI: Kimya ve biyoloji uzmanlık alanım değil, sadece yaptığım bireysel araştırmaları baz alarak bu yazıyı yazdığımı belirtmeliyim. Konuyla ilgili şüpheleriniz varsa uzmanlara danışmak en mantıklısı!
ID-100132172

Madem bu aralar kullandığımız kozmetik, hijyen vs ürünlerin içerikleriyle kafayı bozmuşum (işsizlik) herkesin duyduğunda arkasına bakmadan kaçtığı Parabenlerle ilgili bir post hazırlayayım dedim. Malum, bir ürünün içerik listesinde “Paraben” yazısı görmeyince pek güvenli diye alıveriyoruz hemen. Yaptığımız doğru mu yoksa sadece paronaya mı? Koruyucu olarak Paraben kullanılmıyorsa ne kullanılacak? Aldığımız ürünlerin birkaç günde bozulmasını istemiyor ya da bakteri ve virüs üretmesini istemiyorsak illa ki konulacak bu koruyucular. Peki diğer koruyucu kimyasallar çok mu zararsız? Günah keçisi ilan edilen parabenler dışında zararlarından haberdar olmadığımız başka kimyasal hiç mi yok?

Öncelikle parabenlerin neden bu kadar zararlı olarak etiketlendiğinden başlayayım, ne de olsa bunun sadece ‘zararlı’ olduğu dışında pek bir şey bilmiyoruz – bu konuda araştırma yapanları tenzih ederim tabii. Parabenler, östrojen hormonunu taklit edip meme kanserine yol açtığı şüphelenilen bir madde. Yani kanser ve parabenler arasındaki bağlantı bilimsel olarak henüz kanıtlanmadı. Tümörlerde ve idrarda rastlanılan bu kimyasaldan kaçınmak yanlış bir davranış da sayılmaz ancak unutmamak lazım ki parabenler hazır gıdalarda ve ilaçlarda bulunuyor ve asıl tehlike burada başlıyor. Temizleyici gibi hemen durulandığı için cilt tarafından emilmeyen bir üründen sadece Parabeni var diye kaçınmak bana göre biraz paranoya. Eğer krem, losyon gibi cilt tarafından emilen ürünlerde yüksek miktarlarda (bu tarz maddelerin %3 gibi bir kısıtlaması var) bulunuyor ise bile bu, kanser riskini %1 olarak bile arttırmayacak bir rakam.





Paraben benzeri sentetik, yani laboratuarda oluşturulmuş koruyucu kimyasalların en bilinenlerinden bahsedersek, Phenoxyethanol, Sodium Benzoate, Potassium Sorbate, Benzyl Alcohol, DMDM Hydantoin, Kathon gibi maddeleri sayabiliriz. Diğerleri kadar güçlü ve raf ömrü uzun olmayan doğal koruyucular ise antiseptik özelliği bulunan doğal yağlar (örn. çay ağacı yağı, neem yağı), bitki ekstratları (örn. biberiye ve greyfurt), E vitamini ve bal gibi içerikler.

İlk önce, Parabenlerden sonra en çok kullanılan Phenoxyethanol ile başlayayım. Bunun “organik” ya da “doğal” olduğu kandırmacası hala devam ediyor mu bilmiyorum, muhtemelen Paraben-free formüllerde kullanıldığı için böyle bir yanılgı oluşmuş. Bu madde tamamen laboratuarda oluşturulmuş bir sentetik, yani sözde doğal bir marka bu maddeyi bitkilerden elde ettiklerini iddia etse bile sentetik bir kimyasal sonuçta. Bu maddeyi içeren ürünlerin Ecocert sertifikası alamıyor. Toksik olduğu ya da olmadığı konusunda her kafadan ayrı bir ses çıktığı da doğru, kullanımının kısıtlandırıldığı da doğru. Ama ne “sakın bu maddeyi içeren bir ürün almayın” diye korkutacak kadar, ne de “alın, bu güvenli” diye temin edecek kadar kesin bir araştırma da bulunmuyor. FDA belli bir orana kadar izin vermiş. Bu maddeden kaçınan tek kitlenin çok çabuk gözü korkan ‘paranoyak’ kitle olduğu görülüyor.

Sodium Benzoate, genel olarak güvenli bir içerik olarak tanımlansa da bazı araştırmalar hücre yapısını bozduğunu gösteriyor. Ayrıca C vitaminiyle beraber kullanılması büyük bir toksik etkileşim yaratıyor. Fakat bu madde ile ilgili de araştırmaların tamamen güvenli ya da tamamen zararlı diyebileceğimiz düzeyde bir kesinliğe varmadığını söyleyeyim.

Potassium Sorbate, ciltte alerjik reaksiyonlara yol açabileceği gibi toksik tehlikesi olmayan, gıda koruyucusu olarak da sık karşılaştığımız, Paraben ya da Phenoxyethanol’un aksine uzun vadeli zararları bulunmayan ve muhtemelen en güvenilir koruyucu içeriklerden. Ne yazık ki bu madde bakteri üremesini önlemede tek başına yeterli değil ve diğer koruyucularla desteklenmesi gerekiyor.

Benzyl Alcohol, yüksek dozlarda kullanımı kısıtlanmış, toksik tehlikesi bulunduran bir madde. DMDM Hydantoin, formaldehit (zehirli bir kimyasal) salgısına neden olduğu için kozmetik alanında kullanım kısıtlaması bulunan ama güçlü dezenfektan ve koruyucu özelliğinden dolayı özellikle tercih edilen bir kimyasal. Triclosan, özellikle antibakteriyel sabunlarda kullanılan, anne sütüne bile geçebilen ve kanserojen kelimesiyle pek içli dışlı kullanılan bir madde. Kanton (Methylchloroisothiazolinone), kansorejen risklerinden ve tahriş edici özelliklerinden dolayı şampuan ve temizleyici gibi cilt tarafından emilmeyen kozmetikler dışında kullanımı büyük oranda azaltılmış bir antibakteriyel.

Yani işin iç yüzünü araştırdıkça kafamız daha da karışıyor çünkü elimizde kesin bilimsel kanıtlar bulunmadığı gibi medyanın bu maddelerin sağlığımıza pek zararlıymış, bir kere cildimize temas ettiği anda hemen kanser olacakmışız gibi davranmasından dolayı toplumsal paranoya yaratması gibi bir gerçek de var. Ayrıca bu konudaki araştırmaların bazıları hayvan testleriyle elde edilmiş bulgular olduğundan (ve insan bünyesiyle hayvanlarınki çok farklı olduğundan) dolayı güvenilir kabul edemiyorum ben -bilim insanı ne derse desin.

Şimdi tekrar Parabenlere geliyorum. Evet, bu kadar kaçınıyoruz, hiçbirimiz kanser olmak istemiyoruz tabii ki. Ama Parabenler gibi idrarda rastlanılan (yani kana karışan) ve östrojen hormonunu taklit eden, fakat kaçınmayı bırakın hiç sektirmeden her gün kullandığımız başka maddeler de var. Mesela güneş koruyucu içerikleri. Kimyasal filtrelerden Avebenzone, Oxybenzone ve Octinoxate türevleri bulunduran SPF 30 yazısını gördüğümüz anda hemen kapmıyor muyuz bir tane? Nemlendiricide, dudak balmında, hatta saç kreminde bile illa ki güneş koruması istemiyor muyuz? Hele bir de Paraben-free yazıyorsa hemen cüzdandaki tüm parayı harcayabiliriz içimiz rahat bir şekilde. Çünkü hepimiz şehir çocukları olarak güneşe fazla maruz kalmayıp cilt kanseri riskinden çok uzak olsak bile ya kırışıklarımızı birkaç sene daha geciktirmek ya da çillerimizin fazlalaşıp bizi “çirkin” göstermesini önlemek amacıyla ya da pek güvendiğimiz kozmetik şirketleri bunu öğütlüyor diye mutlaka güneş koruyucu kullanmalıyız. Kuzeye bakan evimizde ya da boğucu ofiste oturuyor bile olsak hava kararana kadar sürünmeliyiz bunları. Paraben-free bir güneş kremi kaptık ya, çok bilinçli ve sağlıklı bir tüketiciyiz artık, yaşasın!

Açıkçası güneş koruyucularıyla ilgili ayrı bir yazı yazmak istesem de bu konuda kendimi ayrıntılara girecek kadar yeterli bulmuyorum. Allaboutskincare de blogunu kapattığına göre daha fazla uzatıp kimseyi yanlış yönlendirmek de istemem. Ama özetleyecek olursam, Parabenlerden kaçınınca çok sağlıklı olmuyoruz; aynı şekilde yediklerimize de dikkat etmediğimiz, kullandığımız kozmetik ve hijyen ürününde saklanmış diğer riskli içeriklerden haberdar olmadığımız, bağımlısı olduğumuz elektronik aletlerle fazlaca haşır neşir olduğumuz ve en önemlisi stresimizi azaltmadığımız sürece. Paranoyanın da stresin bir çeşidi olduğunu biliyorsunuz elbet.

17 thoughts on “Parabenler, Koruyucu Kimyasallar ve Paranoya Kozmetikleri”

  1. Aynen,bende biraz düz düşünüyorum bu konularda.Soluduğumuz hava bile kanserojen diyip çıkıyorum işin içinden:)

  2. Çok güzel bir yazı olmuş ellerine sağlık :) Keşke diğer ülkelerde bulunması kolay olan doğal içerikli ya da organik markalar burda da olsa :( Kozmetik yasağı ile iyice ulaşılamaz oldu artık. Gerçi bazı internet sitelerinde var ama çeşit az ve fiyatları abartılmış durumda.

    1. Teşekkürler:] Çok haklısın, yasaktan sonra bu tarz doğal/organik markaların fiyatları iyice uçtu. Tıpkı kanser iddialarından sonra organik gıdanın fiyatlarının uçması gibi. Gıda konusunda yapacağımız pek bir şey olmasa da kozmetik hakkımızın elimizden alınması çok büyük bir adaletsizlik.

      Ah iHerb…

    2. Bütün markaları getirme zahmetine katlanacaklarına yasağı kaldırsalar komple:D En kolayı. Ama madem kaldırmıyorlar, o zaman sevdiğimiz organik markalara e-mail atıp kendilerini Türkiye’de görmek istediğimizi anlatırsak belki süreci hızladırmış oluruz?

  3. ben bıraktım kozmetiği ya. cidden bak. antakya defne sabunu – gül suyu bir de zeytinyağı ile hallediyorum işlerimin hepsini. sadece gözlerime eyeliner, kapatıcıyı bile bıraktım, ruj olarak da aldığımdan beri geek chic in ruju. bir kanebo rujum vardı 2 yıldır kullandığım, ona bile gitmiyor elim artık. en huzurlusu bu sanırım :)

    1. En güzelini yapmışsın. Zeytinyağı ve gül suyu gibi nimetler varken niye diğer ne idüğü belirsiz pahalı kozmetiklere yöneliyoruz ki? Ama çok enseyi karartmamak lazım, hem hayvanlar üzerinde deney yapmayan hem de içerikleri zararlı olmayan markalar bulunuyor elbet:]

    1. Verdiğiniz linkte anlatılanlar şu: “Ecocert 2011’e kadar Phenoxyethanol’e izin veriyordu fakat 2012’den sonra bu maddeyi sertifikalı ürünlerinde yasakladı. Pai markası başka bir katkı maddesi kullanımı için araştırmalarına devam ediyor.”

      Ayrıca bir maddeyi %1 oranında kabul etmek onun kullanımına izin vermek oluyor, istediği kadar küçük miktarlarda olsun. Ecocert hiçbir şekilde bu maddeye izin vermediğini net bir şekilde belirtmiş. Google’da araştırın göreceksiniz. %1 oranında izin veren Avrupa Birliği. Soil Association da izin veriyordur, zaten vermediğini iddia etmedim.

Yorum Bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.