BeachHavaların güneşli gittiği Nisan ayı civarında güneş koruyucu arayışlarına başlandı ve ben Temmuz’un başında bu yazıyı yayınlayarak biraz fazla geç kalmış olacağım. Gerçi şu postta cruelty free güneş koruyucularını listelemişim neyse ki. Yanlış anlaşılmasın, bu postta da güneş koruyucuları hakkında bilgilendirme falan yapmıyorum (ki uzman değilim). Epey subjektif bir şekilde kendi düşüncelerimi belirtiyorum sadece. Bilirkişilerin yazdığı bir sürü makale vs bulunabilir internette -ki ben de bunları baz alarak yazdım hep. Ama bugün daha çok bir güneş koruyucusunda nelere dikkat ediyorum, kriterlerim neler, bunlardan bahsedeceğim. Ama konu hakkında bir uzmanlığım olmadığını hatırlatmam lazım. Tamamen kendi araştırıp edindiğim bilgiler yani, siz bunlara katılmak, inanmak zorunda değilsiniz. Güneş korumasını bizden öğrenecek değilsiniz.

Açıkçası, güneşin ciddi anlamda bir cilt kanseri riski doğurması için saatlerce kumsalda güneşlenmek falan gerektiğini düşünüyorum ben. Malumunuz, bronzlaşmak artık bir sosyal statü simgesi olduğundan, tatile gidemeyenler için solaryumlar çıktı, terasımızda, sitelerimizin sidikli havuzlarının yanı başında güneşleniyoruz, neresi olursa olsun. Bloglardaki trend alert’lere bakarsak, artık sağlıklı olmak “in”miş, bronzlaşmama trendi geliyormuş kanser yaptığı için. Eh, en azından modaya harfi harfine uyan arkadaşların hayrına olur. Tabii bu da kozmetik sektörünün ipleri ele alıp güneş ürünlerine yatırım yaptığının göstergesi. Yoksa bizi güneşten korumak istemeleri sağlığımızı düşündüklerinden değil. Şimdi de güneş koruyucu sürmek moda olsun hadi bakalım. Sırf bize bunu öğütledikleri için kitleler halinde güneş koruyucu sürelim, sağlığımızı düşünüyormuş gibi yapıp.





Bir de ciddi ciddi güneşten korkan kitle var. Ben güneşte fenalaşan, sıcaktan hazzetmeyen biri olarak yazları genelde akşam saatlerinde dışarı çıkıyorum mesela. Hayır zaten şehrin günlük koşuşturmasında güneş altında vakit mi geçiriyoruz sanki? Herkesin okulu var, ofisi var vs tıkılıp kalıyor. Güneşin doğuşundan batışına kadar bütün gün -nerede olursan ol- devamlı güneş kremi uygulamak bana göre saçma. Doktorlar bile bu konuda ikiye ayrılmış durumda, kesin ve net bir görüş sunamıyorlar. Çünkü konuyla ilgili yeterince araştırma yok. Kesin bir şey var ki, bu güneş korkusu para için ruhunu satan kozmetik devleri tarafından daha da tetikleniyor. Bu yüzden kışın yüzümdeki sivilceyi bile göremediğim kapalı havalarda güneş koruyucu sürmeyi tercih etmiyorum, evet. Yok UV ışınları camlardan geçebiliyormuş, yağmur bu ışınları yansıtıyormuş falan filan… Doğrudur ama benim kriterlerime göre pek bir tehlike arz etmiyor. Hiç kapalı havada yandığımı ya da güneş lekesi çıkardığımı görmedim. Benim için güneş kremi sürme kriteri, güneş gözlüğü takılacak hava ile başlar. İşte o zaman Ocak’ın ortası bile olsa SPF’i pas geçmem.

Bazı araştırmalar gösteriyor ki güneş koruyucularının cilt kanserini engellediği konusunda çok az kanıt var. Kaynak şurası.

Bir kere kanserden kaçalım diye su içer gibi güneş koruyucu uyguluyoruz. Önce bu cici ürünlerin içeriğinin su gibi faideli olmadığını söylemek lazım. Alt tarafı lekeden, kırışıktan falan kaçarken (çünkü kışın kapalı havada evimde otururken cilt kanseri olacağıma inanmıyorum) daha beterine bulaşmak istemiyorum. Benim için raflardaki o turunculu sarılı ürünler bunu ifade ediyor işte: yağmurdan kaçarken doluya tutulmak.

O şirin mi şirin ambalajlarının arkalarını, orasını burasını incelemece yaparsak bir sürü fantastik içerikle karşılaşabilir, hatta uslu bir çocuk olursak şirinleri bile görebiliriz.

Çoğumuzun bildiği gibi kimyasal ve fiziksel güneş filtreleri var bu güneş kremlerinde. Genelde en çok kullanılanları fiziksel koruyucular: Titanyum Dioksit (Titanium Dioxide) ve Çinko Oksit (Zinc Oxide). Bunlar adı üzerinde fiziksel olarak koruyorlar, ciltte koruyucu bir tabaka yaratarak ışınları yansıtıyorlar. Titanyum Dioksit UVB ışınlarından korurken UVA için yetersiz. Çinko Oksit ise hem UVB hem de UVA ışınından koruyor. Fakat bu fiziksel filtrelerin dezavantajları, ciltte bir türlü dağıtılmayan türden, kalın ve beyaz tabaka bırakması. Kimyasal koruyucular devreye giriyor burada. Bunlar ışınları absorbe ederek koruma sağlıyor. Tamamen şeffaf ve renksizler, çok çabuk emiliyorlar. Kullanım açısından çok pratikler.

Kimyasal filtreler olarak Octylcrylene, Avobenzone (Butyl Methoxydibenzoylmethane), Octinoxate (Octyl Methoxycinnamate ya da Ethylhexyl Methoxycinnamate), Octisalate, Oxybenzone (Benzophenone-3), Homosalate, PABA, 4-MBC, Mexoryl SX ve XL, Tinosorb S ve M maddelerini sayabiliriz. Parantez içindekiler ise bu maddelerin diğer isimleri, her marka farklı isimlerini kullanabiliyor içerik listesinde. Bunların Türkçe karşılıklarını bilemeyeceğim ama en tehlikelilerini serbest çağrışımla aklımda tutuyorum. Octinoxate’i (Methoxycinnamate) “cinnet” olarak okuyorum mesela, okuyunca cinnet geçirtiyor çünkü, mantıklı bir çağrışım bence. Neden bu kadar histerik olduğumu merak edenler olacaktır eminim. Buraya tıklayıp EWG’nin hazırladığı listeyi görün mutlaka. Ne gibi tehlikeler taşıdıklarını gayet net bir şekilde açıklayan bir şema hazırlamışlar, çok başarılı.

Ben yine de İngilizcesi olmayanlar için kısaca bahsedeyim. Bu isimlerini asla telaffuz edemeyeceğimiz kimyasal maddeler, fiziksel koruyucular gibi cildin üzerinde katman oluşturmuyorlar, direkt cilt tarafından emiliyorlar. Hatta idrarda bulunmaları kana karıştıkları anlamına geliyor. Oxybenzone ve Octinoxate başta olmak üzere çoğunun hormon (östrojen) işleyişini bozduğu söyleniyor (meali: kanser riski). Aslında buna benzer çok popüler, hepimizin çok korkup kaçtığı bir madde var. Farkettiniz değil mi? Evet, PARABEN. Onun bu kadar popüler olması sadece rastlantı çünkü kimyasal filtrelerin ya da parabenin kanserle bağlantısı kesin kanıtlanmadı. Her ikisi de kozmetikte kullanımı izin verilen ancak miktar sınırlaması olan maddeler. Paranoya yaparak kaçmaya gerek yok ama neden paraben zehir de kimyasal filtreler hayat kurtarıcı? İkisi de aynı kaka işte. Üstelik parabenin aksine, kimyasal filtrelerin güvenli olduğu kanıtlanmış alternatifleri bulunuyor: fiziksel filtreler.

Ben parabenden şampuan vs gibi durulanan ürünlerde kaçmasam da ciltte uzun süre bekletilecek ürünlerde tercih etmiyorum. Eh, güneş koruyucular, çok sık kullanılıp ciltte uzun süre bekletilen (hatta vücudumuzun büyük bölgelerine sürüp tipik bir yüz nemlendiricisinden daha çok maruz kaldığımız) kategorisine pek de güzel giriyor.

Kimyasal filtrelerlerin bir de güneşe maruz kalınca serbest radikaller oluşturup yine kansere yol açması gibi tehlikeleri var. Ha, fotostabil hale getirilince bu tehlike ortadan kalkıyor tabii. Tinasorb S gibi filtreler stabilize eden maddelere örnek. Fakat burası beni aşıyor gülüm. Hiç işim yok bir de hangi maddeleri neyle stabilize etmişler, onları araştıracak değilim. Hökümetin bir video yüzünden Youtube’a erişimi toptan engellemesi misali, ben de bu kimyasal filtrelerle ilişkimi toptan kesiyorum.

Bütün bu paragraflardan sonra derdimi anlatabildim sanıyorum. Kimyasal filtreler beni geriyor. Fiziksel filtreler de işini gayet güzel ve güvenli bir şekilde yaptığına göre benim neyi tercih edeceğim gayet açık. Sorun etrafta sadece fiziksel filtre içeren güneş koruyucu bulmanın çok zor olması. Eczacılar bile kendi ürünlerini tanımıyorlar. “Bana bir fiziksel koruyucu ver yiğenim” dediğimde “o yok bizde hanfendi” diyerek gönderiyorlar. Ya da hem fiziksel hem de kimyasal filtreli olanlardan çıkarıyorlar. Halbuki sadece fiziksel koruyuculu en az 2 ürünün kendi raflarında beklediğini çok iyi biliyorum çünkü önceden araştırmamı yapmışım.

Neyse ki hem cruelty free hem de organik/doğal bazı markalar “mineralli koruyucu” adı altında bunlardan sattıkları oluyor bazen (tekrarlıyorum, bak şurada listelemiştim cruelty free güneş koruyucularını). Tabii kullanıcı yorumlarına biraz bakarsanız, hepsinin yapısı pek bir katı, pek bir beyaz. Yurtdışı alışveriş olanağı olanlar EWG’nin en güvenilir bulduğu (ve çeşitliliği daha bol) güneş kremlerine şuradan bakabilirler.

Not: Kiss My Face (link) ile Superdrug (link) marka güneş koruyucular hakkında uzuun uzun yazdım, linklerden okuyabilirsiniz.

ÖNEMLİ NOT: Uzun süreli güneşe maruz kalmanın getireceği kanser riski, koruyucu içeriğindeki maddelerin oluşturacağı kanser riskinden çok daha fazla olabilir. Bu yazıdan kimyasal filtrelerin öcü olduğu, güneş koruyucu kullanılmaması gerektiği sonucunu çıkarmayın lütfen. Konuyla ilgili şüpheleriniz varsa mutlaka doktora danışın.

15
Yorum Bırakın

Yorum Bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ArgentinianBeauty
Ziyaretçi
ArgentinianBeauty

Ben kışın da mutlaka güneş kremi sürüyorum, yazın bile yüzüm bronzlaşmıyor ama kollarıma, bacaklarıma sürdüğüm halde onlar bronzlaşıyor. İç kısımlar, boyun ve yüz bembeyaz, geri kalan kısımlar bronz. Nasıl önliycem ben bunu?! ^^ Banner’a bayıldım bu arada <3

cyborg
Ziyaretçi
cyborg

O zaman yeterince sık yenilemiyor olabilir misin acaba:) Bir kere sürdüm günü öyle geçirdim olmuyor, etkisini kaybediyor çünkü.

bveç
Ziyaretçi
bveç

Merhaba,

Sinir bozucu ve bir türlü dağılamayan fiziksel filtrelere çözümü bugün Lila Kutu sayesinde bulmuş bulunmaktayım! Hatta az sonra bir post yazmak için fotoğraflarını hazırlamıştım. Doğal bir yağ ile seyreltmek! Zeytinyağı olur, argan olur, jojoba yağı olur, hatta kendinden güneş koruma filtresi olduğu söylenen susam yağı olur… İster güneş kremi sürmeden önce cildinizi yağlayın, ister sürdükten sonra kremi yağ ile seyreltin, sopnuç başarılı! Bugün test ettim, onayladım :) Öneririm :)

Sevgiler, Başak

cyborg
Ziyaretçi
cyborg

Yağlara toleransımın daha yüksek olduğu havanın yapış yapış seyretmeyen zamanlarında mutlaka deneyeceğim! Teşekkürler:) Postu beklemedeyiz.

bveç
Ziyaretçi
bveç

Aslında o kadar vıcık vıcık da olmuyor insan; evde test ettim onayladım :D O yağlar da çabuk emiliyor, yalnızca yumuşaklığı kalıyor :) Postu yazıyorum nihayet, haftasonuna doğru blogda olur. Sevgiler!

cyborg
Ziyaretçi
cyborg

Vıcık vıcık olmuyorsa benim o yaydıramadığım kremler için güzel bir çözüm olacak. Teşekkürler tekrar;)

Karadut
Ziyaretçi
Karadut

Yazıyı konusu çok ilgimi çekse de şimdi okuyamam ama headerın kahkaha attırdı akşam akşam. Ellerine sağlık canimo :)

cyborg
Ziyaretçi
cyborg

Yine kaptırıp uzun yazdım evet:P Teşekkürler^^

turbo-beauty lover
Ziyaretçi
turbo-beauty lover

Bannera bayıldım :) Grumpy mi o?

Şu bronzlaşıcam!!! takıntısı gibi bronzlaşmayacağım takıntısı da sinir ediyor beni. Evde, gölgede, kışın bulutlu havalarda güneş kremi süren insanlar D vitamini almıyor musunuz siz?!
Yazı çok başarılı her zamanki gibi. Güneş koruması kullanmayan biri olan ben(evet her şeye tepki veren cildim, renginden dolayı güneşe tepki vermiyor :) bile sonuna kadar okudum. Sadece roaccutane kullandığım zamanlardaa bir de hava çıldırdığında(bkz: Mersin 48 derece) yüzüm için kullanıyorum.

cyborg
Ziyaretçi
cyborg

Ehe sağolasın Grumpy’den esinlendi kendisi evet:D

Ya evet o takıntı da her takıntı gibi biraz saçma açıkçası. İlla ki bir müdahalede bulunmak zorunda mıyız? Hadi çok sıcaklarda, öğle saatinde falan güneşe yatacaksak ozon delindi deyip mecbur sürüyoruz. Ama doktorlar bile kanser için kışın en kapalı havasında elzem bulmayacaklardır eminim. Şehirlerde zaten çoğumuz saatler boyunca güneş altında durmuyoruz ki takıntı halinde gün boyu güneş koruyucu sürelim… Neyse herkesin kendi seçimi ama en doğrusu buymuş gibi anlatmaları biraz sinir bozucu:)

Anonymous
Ziyaretçi
Anonymous

fiziksel güneş koruyucu ürün ismi verirseniz cok mutlu olurum

cyborg
Ziyaretçi
cyborg

Ben Kiss My Face’in güneş koruyucusunu tercih etmiştim, hatta yazısını şuraya yazmıştım.
Şurada bahsettiğim markaların bazıları da fiziksel güneş koruyucusu seçenekleri üretiyorlar. Hangileri ama ezberimde değil, araştırmak lazım.

Burcu Ertur
Ziyaretçi
Burcu Ertur

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

cyborg
Ziyaretçi
cyborg

Bu yorum yazar tarafından silindi.